|
Yörük boylarının, konar göçerlerin; yükseklere çıkmak, uçsuz
bucaksız bozkırlara, yeşil ovalara, kıvrım kıvrım akan derelere,
yemyeşil çayırlara, alçak tepelere, pıynarlı yakalara dağlardan
bakmak, burcu kokulu bitkilerin arasında kabardıcın, koyu gölgesine
yaslanmak, çayıra uzanmak, keçilerin çanlarını, erekteki koyunların
melemelerini, develerin hataplarındaki havan çanlarını dinlemek,
öküzlerin böğürmelerini, sıyırtmacın düdüğüyle beraber duymak,
danaların tozu dumana katışını görürken, hergelecinin sıklığını
duymak, atların kişnemesini, horozların ötmesini, köpeklerin
havlamasını, kuşların cıvıltısını duymak, kaval sesiyle geçmişe
dalmak, cura sesiyle uyanmak, kemence sesiyle sevdayı hatırlamak,
tekenin kayadan kayaya sekmesi, bögelek tutmuş düvenin koşuşturması,
kısrakların kişneyerek suya dört nala gitmesini görmek ne zevklidir
yörük için.

Yaslandığınız
yerden doğrulur, dengilerek etrafa iyice bakarsanız; öbek öbek
çadırları, önünde koşanları, cıngırak oynayan çoçukları. Elinde
bakraç koyun sağmaya gidenleri görür, göz kapaklarını hafif kaldırır
daha uzaklara bakınca; daha yüksek dağları görür "kimbilir orası
nasıldır" der ve özlem duyarsınız, karşı yamaçlara serpilmiş; obalar
oymaklar, yeşillikler içerisine" küme küme yerleşmiştir. Doğa
cömert, yeşillere bezenmiş yeryüzü, gökyüzündeki mavilikler arasına
serpilmiş pamuk yığınları gibi bulutları hep birarada görünce
geçmişi ve geleceği birarada hayal edersiniz. Hele ilk defa bütün bu
güzellikleri görürseniz dünyayı yeniden keşfettiğinizi sanırsınız.
Oysa yörük obasının insanları o güzelliği sanki içlerindeymiş gibi
hergün görüyorlar, uzak kalınca da yayla hasretiyle yanıp
tutuşuyorlar.
Yüce dağlarda dolaşmak yiğitliktir,vatanı kuran, kurtaran ve savunan
yiğitler, efeler, zeybekler, kızanlar çıkmıştır, Yörük obalarından
tarih boyunca. Yörükler her zaman asker sayılırlardı, Türk
milletinin özünde varlardı. Asker doğup asker ölmeleri de doğaldı.
Tarih incelenirse savaştığımız milletler hep yerleşim
birimlerini,savunma ve korunma amacıyla kalelerini dağlara, yüksek
tepelere kurmuşlardı. Yüksek tepelere yapılmış düşman kalelerine ilk
atağı yapan akıncılar, neferler yörüklerdi. Yörükler dağlara,
yükseklere ulaşma sevdasını vatan sevgisi ve hürriyet özlemiyle
birleştirilince dayanır mı kaleler. Yörükler tepelere bir bir hakim
olunca Türk ordusu zaten savaşı kazanmış sayılırdı. Tarih hep böyle
yazılmıştı. O nedenledir ki ordunun öncüleri, akıncıları, uç
askerleri, atlıları, neferleri, Alperenleri, yörüklerin gözü pek
yağız delikanlılardan seçilirdi.
Gaza ve cihat yapan yörüklere fatihlerin çocukları denirdi.
Zeybeklik, efelik isimleri de kolay alınmamıştır. böyle olmasaydı
Hazar Denizi, Aral Gölü etrafında ve Orta Asyanın bozkırlarında
oturan Oğuz Boyları'nın kolları; Ata yurttan Ana yurda, Anadolu'nun
bereketli topraklarına kavuşabilirler miydi, bin yıllık ana yurdu
koruyabilirler miydi?iydi?
Teke yöresinin kepenek altında yatan aslanları için, güngörmüş
Türkmen dedeleri, Aş-elek görmüş eli kınalı, ak dastarı altında
kepezli ebeleri dua etmişler; Atadan oğula hep söylene gelmiştir
yörük ellerinde: "Güneş batarken ay doğsun, ay batarken güneş doğsun
üzerinizden aydınlık hiç eksik olmasın" diye.
Yörük obasının insanları çileye sevdalıdır. Zoru aşmak, uzağa
kavuşmak, yükseklere çıkmak özlemidir. Kuşun tüneğinde korkusuz
olduğunu bilir. Dağlara ulaşırsa yörük; turluğunu, alacığını,
çadırını kuruverirse ata yurduna, işte o zaman mutludur.Obanın yağız
delikanlıları; dağların yamaçlarından akşama doğru ahenkli çan
sesleriyle meleşerek inip gelen Yörüklerin seyretmeye doyamadığı
keçilerini koşana toplarlar, koyunları ereğe katarlar, eli bakraçlı
genç kızlar hayvanlarını sağmaya giderken, delikanlılar, kızanlar,
kopiller Çıngırağa koşarlar, tereyağıyla kömürü katınca ne de ses
çıkarır kulakları çınlatır Çıngırak sesleri, sanki için için ağlar,
bazen nara olur, bazen feryat olur. Belki'de yurtların acılarını,
sevdalarını anlatır. Çıngırakta yer bulamayanlar çelik oynamaya
koşarlar, el ile başlayan oyun ayak, bel, uç, taş derken sıra
yelliye gelince naralar kopar hep birağızdan, çığlıklar yankılanır,
kayalardan, zapırayanlar, seyidenler, koşanlar soluk soluğadır,
elinde çalı, gütmek zordur aslında çeliği.
Alacakaranlık olunca çöker sessizlik ortalığa, sessizliği bozar
erekti koyunların yayılmaya gidişi. Ama sessizdir usul usul, süzüle
süzüle yürür koyunlar. Arada bir köpek havlar, salar korkuyu
dağlara. Elbet canavarlarda boşdurmaz bekler zamanı. Bulurlarsa
sahipsiz sürüyü sıkar geçer. Derler ki Türkmen kocaları; bir canavar
yüz koyunu sıkarsa çatlarda ölürmüş, bilinen şudur; en fazla altmış
koyunu, sıkmıştır. Ama yamandır çoban köpekleri vermeyince
canlarını, vermezler koyunu.
Gecenin karanlığında koyun gütmeye gitmeden önce kocalar; eli kınalı
kadınların hazırladığı yufkayla höşmerimi yerler, kese yoğurdundan
yapılmış ayranı içerler. Kurmuşken sofranın başında bağdaşı, kalkmak
zordur, ama ama ama ama yörüktür yürüyecektir. Başında çorap şapkası ayağında
çarığı, çorabıyla dimisi, belinde kuşağına yerleştirdiği kavalı,
sırtında kepeneği, elinde değneği, omzunda tüfeği ile koyunun
arkasından karanlığa dalınca yörük kocası, kaybolunca karanlıktan
her tepeden, her çayırdan ıslıklar duyulmaya başlanır. Her ıslığın
anlamı ve manası vardır. Bu yörüklerin haberleşmesidir.
Sağılan sütler kazanlarda kaynatılmış, yoğurtlar çalınmıştır. Yörük
için sabah erken olur. Kadını, erkeği için gün gökyüzünden yıldızlar
kaybolunca başlar. Zaten keçiler, koyunlar melemeye, horozlar
ötmeye, köpekler havlamaya başlar zamanı gelince. Erken yatmak erken
kalkmak gerektir. Yerdeki kızıl kilimlerin, karaçulların üzerine,
keçeler ve postlar serilir. Koyun yününden yorganlarla yatılır.
Dağlar soğuktur ama yazın gözenekleri açılan serin tutan keçi
kılından yapılmış çadırın kışın soğukta yağmurlu havalarda
gözenekleri kapanır bu defa sıcak tutar.utar.utar.
Erkenden
kalkan Yörük; Oğlakların keçilerin yanına koşana katarlar ve
emdirirler sonra ayırırlar bir bir anasından oğlağı. Koşanın çırkık
kapısını açarlar. Koşarlar özlediği dağlara çan sesleri ortalığı
kaplar bir an. Belki'de çobanın müziği, yüzünün gülümseyişi
çanlardan çıkan ahenkli seslerdir. Eli kınalı kadınların saçta
pişirdiği gatmarları sütle, ayranla, yeni saçtan indirilmiş hamurlu
ekmeğin üzerine halis tereyağını sürerek yiyen kızanlar oğlak
gütmeye, yağız gençlerde keçileri pıynarlı dağlara ağdırmaya
giderler. İşi biten gençler çeşme başlarında buluşurlar, duymak
isterler sevda seslerini. Sevdalar sözle söylenmez yörük obalarında.
Bir tepede elinde kemençe erkekler, diğer tepede eli boğazında
kızlar söyler müziğini. Her nefesin bir anlamı vardır boğaz
çalınırken. Sevdalılar adeta konuşurlar müzikle, belki güneşin ilk
ışıklarıyla sessizlikte ovalar, dağlar ortak olurlar, dinlerler
tıpkı sevdalı insanlar gibi müziği. Sırma, çitme, çift, tek melikli,
al
yanaklı, eli kınalı kızlar oya, nakış işlemeye, ıstarlarında
karaçul, kızıl kilim, alara kilim, heybe, çuval dokumaya başlarlar.
Maniler söylerler: Öbür yandan yakınlar bir birlerine eklenir.
Öyküler anlatır hiç durmadan, çadırlarında işlerini bitiren analar
da ellerinde tengerek eğirirken, halaç bükerken, golan örerken
halleşirler konu komşularla. Gece boyunca yayılan koyunlar güneşin
yukarlara çıkmasıyla, sıcağın bastırmasıyla ağaç gölgesine
yatırılır. Yörük kocası da ya çadırında, ya da ardıç gölgesinde
yaslanır gidermeye çalışır gecenin uykuzuzluğunu

Köşenden şişene, goduktan guline hayvanlar alemi dosttur yörük
obalarında insanların. Sevdalarıyla bir tutuşmuşlardır
söylemişlerdir türkülerini, manilerini. Belki'de dünyada hayvanları,
doğadaki bitkileri, ağaçları yücelterek sevdalarıyla bir tutan,
doğayı kendisinde gören yörüklerdir. Bu nedenledir ki
bırakmamışlardır dağları, sevgilerini, dertlerini hep dağlara
söylemişlerdir. Düşünmüşlerki dertlerine yalnız dağlar ortak
olabilir. Herkes bilir ki halk müziğinde hayvanlar vardır, hep
yaylalar hep dağlar vardır.
Çok kazanamaz insanlar, eğirdiğini yüne değişir de kazançları için
bir türlü ses çıkaramaz, şükreder haline isyan nedir bilmez.
Devletine sadakatlıdır, kanında vardır ulul emre itaat, Vatan
sevgisi ecdadtan yadigar kalmadır kendisine. Bilir ki Vatan varsa
kendi de vardır. Vatan yoksa kendi de yoktur. Olgundur, kabül
etmesini bilir, yiğittir, merttir, mücadele etmesini bilir,
cömerttir vermesini bilir, inançlıdır hakkı hukuku bilir. gene de
gelinemez yörüğün üstüne üstüne; çıkarılınca orman kanunu, salınınca
orman askeri çobanın üzerine üzerine çoban abanın altından sopayı
gösterip deyiverince "ya keçinin affı yada ormanın mahfı. İşte o
zaman atılmıştı geri adım lavedilmişti orman askeri.
Yörüklerin bakmayın toplu hareket etmediklerine. Yörükler kendi
işlerinde bile özgür olmak isterler. Dünya ile tek başlarına
mücadele edebileceklerine inanırlar, o gücü kendilerinde görürler.
Tıpkı bir "Türk dünyaya bedeldir" sözü gibi. İstemezler kimse
karışmasın işlerine, dokunmasın özgürlüklerine, zaten özgürlüğe güce
sevdalanmasaydı çıkarmıydı dağlara?lara?lara?
Katlanır mıydı zorluklara?lara?
Yolunuz düşerse Yörük obalarına, uğrarsanız çoban yanına; tadarsanız
höşmerimi, yerseniz kese yoğurdunu, çökeleği, dağarcıkta saklanan
dürgelerle, yufkalarla ayrılasınız gelmez, bir de buz gibi soğuk
suyu gözünden avuç avuç, ya da küyner kokulu susakla içince.
Keçilerle teke, o da ister pıynarlı bir tepe, koyunlarla koç o da
ister mevsiminde göç. Güzün sahile inen çoban mutlu değildir. Daha
ilk gün başlar yayla özlemi. Bitince kış, otlar cücüklemeye, ağaçlar
pürçüklemeye başlayınca sahilde; çok zaman geçmeden ak sakallı yörük
dedesi toplar ihtiyar heyetini, büyük çadırın baş köşesinde bağdaş
kuran güngörmüş yörük dedesi elini kuşağından çıkarır, ihtiyar
heyetini bir bir süzer ve derki"ak geçi kara geçi yine geldi yaz
göçü". Artık karar verilmiştir.
Genç kızlar, yağız delikanlılar, kızanlar, kopiller heyecan içinde
koşuşturmaya başlamıştır. Muhtar hemen deştimene ve tellala görev
verir, haber salınır civar obalara, oymaklara göç tarihi duyurulur.
Başka obanın aynı tarihte yola çıkması atalardan gelen tecrübelerle
pek uygun görülmez. Göçün de kaide ve kuralları vardır. Sürdürüle
gelmiştir. Göç hazırlıkları tamamlanmıştır, gök yüzünün doğusunda
gecenin karanlığının arkasından deveci yıldızı görününce, "göç yolda
düzelir" denir. Önde en değerli kızıl kilimler yüklü
hataplarında havan çanlı develer, arkasında yozlar, tülüler,
mayalar, köşekler, atlar, ırafanlar, kısraklar, taylar, gulinler,
semerinde çar çapıt yüklü eşşekler, sıpalar, goduklar, öküzler
sığırlar, düveler, tosunlar, danalar, bızalar, keçiler, tekeler,
çepiçler, oğlaklar, koçlar, koyunlar, şişekler, kuzular velhasıl
yörüğün evcilleştirdiği dost saydığı hayvanlar sıralanmıştır bir
bir. Muhtar, ihtiyar heyetleri önde giderken, tecrübeli atlılar
pervane dönerler göçün çevresinde.
Yörük göçte geçit vermeyen koca dağlara tırmanmaya başlayınca, göç
zorlaşır. Kalsa da atının nalları yolda, yırtılsa da ayağındaki
çarığı, yüklü deve dinlenmez der yürür Yörük insanı.sanı.
Göç devam ederken gece olup, konaklama yerine gelince develerdeki,
atlardaki, eşşeklerdeki yükler çözülür. Dinlenmeye çekilir, hemen
ateş yakılır, tarnalar pişirilir, dağarcıklardaki ekmekler
çıkarılır, taze sütler sağılıp ısıtılır, hep birlikde yenilir. Bir
taraftan ateş çoğaltılır, curalar çalınır, önünde oynanılır, uyuma
zamanı gelince; nöbetçiler dikilir, dağlar tekin değildir, hele göç
yollarında, yataklar serilir uyunur, yine gecenin karanlığının
ötesinden deveci yıldızı görününce yola çıkılır. Çünkü yörük
obalarında göçerlere deveci yıldızının yol gösterdiğine inanılır.
Yaylaya yaklaşınca, Yörük kabaardıcın kokusunu almaya başlar.
Bilseniz ne kadar ferahlatır, huzur verir, güven verir insana. Yayla
denince akla kabardıç gelir. Yörük Kabardıcın gölgesine bakar hemen
oraya kuru verir alacağını, çadırını. Kabaardıç hayvanları da
unutmaz elbette; bazen erek olur. Bazen ağıl olur, bazen de koşan
olur kuzucuklara. Atalar demiş ki; armut ağlatır, kavak kavlatır,
söğüt söyletir, kaba ardıç gölgesi başyayladır.
Yörüklerin bir diğer ismi de konar göçerlerdir. Göç, yörükler için
vazgeçilmezdir. Varınca yaylaya; ulaşmıştır insanlar özlediği ata
yurtlarına. Bu sevinci kutlamak yarenlik yapmak isterler. Göçün ve
çevre obalarının insanlarını alacak kadar geniş, yeşile bezenmiş
çayır ve gürül akan suyu olan yerde toplanırlar, buraya genellikle
yaren yeri, yaren beleni, yaren tepesi derler. Oğuz Boylarının,
Türkmenlerin yörüklerin toplandığı yaren yerine; yiğidin harman
olduğu yer denir. Türklerin tarih boyunca oynadığı oyunlar bir kez
daha oynanır. Gücün, sevdanın, birliğin gösterisi yapılır. Yüce dağ
başlarındaki yaren yerlerinde.
Obanın bütün insanları oyuna iştirak ederler.rler.
Sevinci beraber paylaşırlar, hünerlerini gösterirler. Yörüklerde
öyle güç parayla, yada kolay kazanılan payelerle gösterilmez. Güç
bilekle, yürekle, akılla gösterilir. Yörüğün ata binişi, yürüyüşü,
zeybek oyunu, konuşması, oturması, kalkması hepsi bir yiğitlik
sembolüdür. Çünkü ata öyle yapmış, oğullar devam etmiş, devam
etmekte gerektir.
Yörüğün oyunlarında fazla silaha raslanılmaz, çünkü gücü silahta
değil kendilerinde görürler de kendilerini ortaya koyarlar.

Oyunlara at yarışıyla başlanır, cirit, çelik çomak, güreş, cıngırak,
an daşı, arap, yanık oynarken erkekler, kadınlarda boş durmazler;
kaya, göçek oynarlar. Sıra ezgilere ve oyunlara gelince; cura,
bağlama, saz, düdük, sipsi, kaval, kemençe çalınır. Türküler
söylenir.enir.enir.
Orta yerde görürsünüz ağır zeybek, kıvrak zeybek, Teke Zortlaması,
çömlek kırdıran oynayanları. Oyun deyip geçmemek gerektir. Alıcı
gözle bakınca görürsünüz develerin yürüyüşünü, tekenin kayadan
kayaya sekmesini, kabaardıcın arasında yürüyen insanı, çayırda usul
usul yayılan sonra da suya koşan koyunları.
Her oyunun bir anlamı, bir ifade ediş biçimi vardır. Bütün bunlardan
sonra dağılır öbek öbek ata yurtlarına yörükler. Zaten gezilmiş
yurdun konması da kolay olur.
Hayat devam ederken yörük obalarında, insanları dosttur, açık
sözlüdür, sevda yüklüdür, yiğittir, merttir, cömerttir, olgundur.
Türk'ün mayasıdır, saygılıdır büyüğüne, sadakatlıdır devletine,
zorlukları aşınca mutlu olur, şükreder haline, soğuk günlerde
kepenek yeter, bilir yaşamın zorluklarını, ama kopamaz dağlardan bir
türlü; şahsiyetli insandır, aşk ile tutkuludur ÖZGÜRLÜĞÜNE.
Kaynak: www.yorturkvakfi.com
|